top of page

Çaresizlikle Tanışmak Kolay Olmamıştı

Lohusa
Jun 15
2 min read

O günü unutmam çok da mümkün değil.

Doğum yaptığım hastanenin eve bebek hemşiresi hizmeti vardı. Bebeğin göbek bağı düştükten birkaç gün sonra eve geliyorlar, ilk banyoyu birlikte yaptırıyorlardı. Aynı zamanda bebeklerin ağlama krizlerinde nasıl davranabileceğimize, hangi yöntemleri deneyebileceğimize dair yol gösteriyorlardı.


O gün hemşire gelmişti. Oğluma banyo yaptıracaktık.

Ama oğlum, o gün ilk kolik sancısını yaşamaya karar vermişti.

Sabah başlayan ağlamaları bir türlü dinmemişti. Eve gelen hemşire bile duruma şaşırmıştı. Gösterdiği yöntemlerin hiçbiri işe yaramıyordu. Oğlum ağladıkça ben daha çok karanlığa gömülüyordum. Endişem büyüyordu.


Doğumdan önce kolik sancılarıyla ilgili sayısız video izlemiş, pek çok içerik tüketmiştim. Ama o an geldiğinde, bildiğim her şeyi unutmuştum. Artık sadece endişeyle oğlumu izliyordum.

Hemşire gideli saatler olmuştu ama ağlamalar hâlâ bitmemişti. Akşam olduğunda şiddeti arttı. Benim de sabrım, gücüm, cesaretim tükenmişti. Korkuyla soluğu hastanede aldık.


O çaresizlikte başka ne yapabilirdim ki?


Daha fazla beklemek içimi parçalıyor, “ya kolik değilse, ya başka bir şey varsa?” düşüncesi beni boğuyordu.

Eşimin “Ne gerek var, bebekler ağlar” bakışlarına rağmen hastane konusunda diretmiştim. Ve kısa süre sonra doktorun karşısındaydık.


Elbette kolikti.


“Merhaba, ben ilk kolik atağınız” der gibi, gayet sakin bir şekilde durumu anlattı doktor. Bu senaryoyla defalarca karşılaştığı belliydi. Endişelenmememiz gerektiğini, bunun uzun bir süreç olacağını söyledi. Birkaç ay bu atakları yaşayacaktık. Net bir çözümü yoktu. Tamamen geçmeyecekti ama azaltılabilirdi.

Önerilerini bir kâğıda yazdı, bizi eve uğurladı.


Arabada, bitmeyen ağlamaları düşünüyordum.

“Bununla nasıl başa çıkacağım?” sorusu zihnimde yankılanıyordu.

İşte oğluma yetemediğimi hissettiğim ilk an, tam olarak o gündü.

Bir sebepten — ağrıdan, gazdan ya da bambaşka bir şeyden — saatlerdir ağlıyordu. Ve ben çare bulamıyordum.

Kolik atakları azalsın diye içtiğim çayların haddi hesabı yoktu.

Oysa o çayların fazlasının daha çok zarar verdiğini bilmiyordum.

Ben sadece bir anneyim sanıyordum.

O gün anladım ki, ben çaresizliği de öğreniyordum.


Zaman geçtikçe şunu anladım:

Kolik sadece bir gaz sancısı değildi.

Kolik, annenin çaresizliğinin çocuğa yansımasıydı; korkusunun, endişesinin ona geçmesiydi.

Ben ne kadar korktuysam, ne kadar endişelendiysem, oğlum da o kadar sancı çekti, o kadar çok ağladı.


Kolik sadece çocuğu etkileyen bir durum değildi.


Annenin ruh hâlini en derinden etkileyen, içindeyken bitmek bilmeyen ama geriye dönüp baktığımda kısacık kalan bir dönemdi.


Bugün biliyorum ki o çaresizlik geçiciydi, ama bıraktığı iz kalıcıydı.

Comments


bottom of page