Bir Tatilden Fazlasıydı

Doğumun üzerinden 6 ay geçmişti.
Oğlumun yarım yaş günü — yeni neslin jargonuyla “half birthday” — eşimin doğum gününe denk geliyordu. Aslında özellikle böyle bir plan yapmamıştık. Oğlumun yaklaşık 6 aylık olacağı döneme denk geleceğini bilerek, doğumdan önce bir seyahat planlamıştık.
Şimdi düşününce, iyi ki doğumdan önce planlamışız diyorum.
Çünkü doğumdan sonra planlamak istesek, büyük ihtimalle cesaret edemezdim.
6 aylık bebeğimle İsveç’e gitmek bir yana, markete gitmeye bile hâlâ cesaretim yoktu.
Ama plan yapılmıştı. Biletler alınmış, otel rezervasyonları yapılmıştı. Önümde tam 12 günlük bir seyahat vardı.
Eşim, oğlum ve ben.
Başka hiç kimsenin desteği olmadan.
Üstelik bu, oğlumun ilk uçak yolculuğuydu. Yaklaşık 4 saat sürecek bir yolculuk.
Evet, aslında ilk seyahatimiz değildi. Daha önce kendi arabamızla ailelerimizin yaşadığı şehirlere gitmiştik. Ama o seyahatler biraz farklıydı. Yolculuk sırasında yalnızdık belki ama vardığımızda bizi bekleyen ailelerimiz vardı.
Bu sefer her şey farklıydı.
İçimde korku ve heyecan birbirine karışmış halde yola çıktım.
Uçakta ya susmazsa?
Herkes bize bakarsa?
Kulakları acırsa?
Kusarsa?
Acıkırsa?
Kaka yaparsa?
Ve tabii ki daha aklıma gelmeyen yüzlerce ihtimal...
Otele vardığımızda sürekli ağlarsa?
Gece uyku düzeni bozulursa?
Gezerken huzursuz olursa?
Ya hasta olursa?
Kafamda bunlar, elimde ise bebeğin ihtiyacı olabilecek her şey vardı.
Adeta 12 günlük bir seyahate değil, küçük çaplı bir operasyona gidiyorduk.
Ama İsveç’e vardığımız ilk gün, bir şeylerin değişmeye başladığını hissettim.
Yer değiştirmek, ailece vakit geçirmek, birlikte yeni bir şeyler yapmak daha ilk günden iyi gelmişti.
Tabii bunun gerçek anlamda bir tatil olmasının da payı vardı. İş yoktu. Toplantı yoktu. Yetiştirmem gereken bir şey yoktu. Sadece biz vardık.
Ama başka bir şey daha vardı.
Etrafımda sürekli duyduğum o endişe verici cümleler yoktu.
“Bebekle şimdi oraya gidilir mi?”
“Ya bir şey olursa?”
“Uyku düzeni bozulur.”
“Bebekle tatil mi olur?”
“Çok zorlanırsınız.”
Bunların hiçbiri yoktu.
Ve galiba ilk kez, oğlumla ilgili kararlarımı başkalarının korkuları üzerinden değerlendirmiyordum.
Çünkü bir süredir farkında olmadan çevremdeki insanların bana olan güvensizliğini kendi üzerime almıştım. Onlar endişelendikçe ben de endişeleniyor, onlar “yapamazsın” demese bile söyledikleri her şey bende “acaba yapabilir miyim?” sorusuna dönüşüyordu.
Zamanla kendime olan güvenimi de kaybetmiştim.
Oysa tatilin daha ilk günlerinde kendi düzenimizi kurmuştuk.
Yürüyüş saatlerimiz belliydi.
Ek gıda saatlerimiz belliydi.
Oğlumun gündüz ve gece uykularını aşağı yukarı bir düzene oturtmuştuk.
Her şey mükemmel değildi elbette.
Ama oluyordu.
Ben yapabiliyordum.
Oğlum da gayet güzel uyum sağlıyordu.
Ve bunu görmek bana tahmin ettiğimden çok daha fazla iyi geldi.
O tatil boyunca hissettiğim rahatlamayı bugün bile unutamıyorum.
Çünkü aslında sadece İsveç’i gezmiyordum.
Kendimle ilgili başka bir şeyi de yeniden keşfediyordum.
Bir şeyleri yapabildiğimi görüyordum.
En başta da oğluma bakabildiğimi...
Bazen dışarıda, bazen otel odasında yemek yedik. Parklarda durup dinlendik. Daha önce gezdiğimiz yerleri bu kez oğlumuzla birlikte gezdik.
Ve bütün bunlar bana tarif edemediğim bir mutluluk veriyordu.
Sanki uzun zamandır kaybettiğim bir parçama yeniden rastlamış gibiydim.
Beni toparlıyordu.
Bunu hissediyordum.
O zaman fark ettim ki ihtiyacım olan şey yalnızca birinin bana yardım etmesi değildi.
Evet, desteğe ihtiyacım vardı.
Ama ondan daha çok kendime yeniden güvenmeye ihtiyacım vardı.
Çünkü bazen etrafımızdaki insanların korkuları, bizim gerçeklerimizmiş gibi geliyor.
“Yapamazsın” diyen kimse olmasa bile, o kadar çok “ya şöyle olursa?” duyuyoruz ki bir süre sonra kendimize sormaya başlıyoruz:
“Gerçekten yapabilir miyim?”
Ben o seyahatte bu sorunun cevabını buldum.
Yapabilirdim.
Bazen belirsizliğin içine, korkarak attığınız o ilk adımın sizi hiç ummadığınız bir yere götürdüğünü fark ediyorsunuz.
Ben doğum sonrasındaki ilk aydınlanmalarımdan birini o zaman yaşadım.
Ve belki de en önemlisi, ilk kez şunu hissettim:
Bundan sonrası eskisi kadar zorlayıcı olmayacaktı.
Çünkü artık oğluma değil, biraz da kendime güvenmeye başlamıştım.




Comments