top of page

Yalnız Değildim, Ama Yalnız Bırakılmıştım

Lohusa
Jul 8
2 min read

Oğlumun doğumuyla birlikte değişen sadece evin içindeki dengeler ya da kendi iç dünyam değildi.

Arkadaş çevrem de değişmeye başlamıştı.

Aslında en çok desteğe ihtiyaç duyduğum dönemde, herkes biraz geri çekilmişti.

Düşünce belliydi:

"Lohusasın. Dinlenmeye ihtiyacın var. Seni rahatsız etmeyelim."

Kimse kötü niyetli değildi.

Aksine, bana iyilik yaptıklarını düşünüyorlardı.

Ama kimsenin fark etmediği bir şey vardı.

Benim sadece bedenimin değil, zihnimin de dinlenmeye ihtiyacı vardı.

Ve zihnim, yalnız kaldıkça daha çok yoruluyordu.

Bir anda alışık olduğum sosyal hayatımdan kopmak, beni lohusalığın içine biraz daha çekiyordu.

Evet...

Sinirliydim.

Uykusuzdum.

Ağrılarım vardı.

Yediklerim oğlumda gaz yapacak diye doğru düzgün beslenemiyordum.

Ama bütün bunların üzerine bir de yalnız kalmak, yükümü daha da ağırlaştırıyordu.

O günlerde bunu tam olarak anlayamıyordum.

Bir yanım sessizlik istiyordu.

Diğer yanım ise birilerinin sesini duymaya ihtiyaç duyuyordu.

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net görebiliyorum:

Yalnızlık, hiçbir lohusaya iyi gelmiyor.

Aynı dönemde doğum yapan kuzenimle aramızda kilometreler vardı.

Ama sırf yalnız kalmamak için oğlumu alıp taksiyle onun yanına gittiğim günler oldu.

Hem de defalarca.

Bazen Marmaray'a bindim.

Bazen uzun yollar gözüme hiç görünmedi.

Şimdi düşündüğümde, eşimin bana şaşkınlıkla baktığı o günleri de anlayabiliyorum.

"Neden bu kadar yolu gidiyorsun?"

"Markete tek başına gitmeye çekinirken bunu nasıl göze alabiliyorsun?"

Haklıydı.

Ama ben de haklıydım.

Çünkü benim ihtiyacım olan şey yol değildi.

İnsanlardı.

Bir çift göz.

Bir sohbet.

Doğumdan önceki hayatımı bana birkaç saatliğine de olsa hatırlatan insanlar...

Her dönüşte kendimi biraz daha hafiflemiş hissediyordum.

Eşimin de olduğu aile tatilleri ya da arkadaş buluşmaları ise en rahat ettiğim zamanlardı.

Çünkü o anlarda tek kimliğim "anne" olmuyordu.

Konuşuyordum.

Gülüyordum.

Kendimi yeniden hatırlıyordum.

Bugün şunu söyleyebiliyorum:

Lohusalıkta dinlenmek kadar, sosyal bağları korumak da önemli.

Elbette herkes kalabalık istemez.

Ama insanın kendisini yargılamadan dinleyen, eski hayatını hatırlatan, birkaç saatliğine bile olsa nefes aldıran insanların varlığı iyileşmenin bir parçası olabiliyor.

Bu yüzden eğer lohusalığın içindeysen...

Kendini tamamen hayattan çekmek zorunda değilsin.

Sana iyi gelen insanlarla görüşmekten çekinme.

Seni anlamayanlardan biraz uzak durmak bazen bencillik değil, kendine şefkat göstermektir.

Çünkü bazı zamanlarda iyileşmek, sadece dinlenmekle değil; yeniden kendin gibi hissedebilmekle başlıyor.

Comments


bottom of page