Geceleri Büyüyen Sessizlik

Doğumdan önce hareketli ama bir o kadar da sessiz olan iki kişilik hayatım, doğumdan sonra tam anlamıyla bir curcunaya dönüştü.
Bir yanda oğlumun ağlamaları, diğer yanda 60 metrekarelik evimin içinde beş kişilik bir yaşama alışma çabası… Ve tüm bunların arasında, bu evin bir daha asla sessiz olamayacağına dair içime yerleşen o derin his.
Kendime ait bir zaman dilimi, sessizlik içinde uyuyabileceğim bir alan, acele etmeden duş alabilme ihtimali…
Hepsi bana o kadar uzak görünüyordu ki.
İçinde bulunduğum anı çok istemiştim.
Oğlumu sevgiyle kucağıma almıştım.
Ama onunla birlikte gelen lohusalık depresyonuna hiç alışkın değildim.
Evin içi kalabalıktı. Herkes yanımdaydı ama ben bir o kadar yalnızdım.
İçimdeki duyguları kimseye anlatamıyordum. Yargılanan bakışlardan, “geçer” denmesinden, güçlü olmam beklentisinden hoşlanmıyordum.
Elimden gelen tek şey ağlamaktı.
Ve kendi dünyamda, kendi hislerimle sessizliğimi korumak…
Ağrılarım vardı.
Korkularım vardı.
Endişelerim vardı.
Ama bunları dile getiremeyecek kadar yalnız,
ve bir o kadar da sessiz bir dönemin içindeydim.
Sessizlik en çok geceleri büyüyordu.
Herkes uyuduğunda, oğlumu emzirmek için uyandığım o saatlerde yalnızlık çöküyordu hislerime.
Ev sessizdi ama içim değildi.
Sanırım asıl yalnızlık, anlaşılmamaktı.
Neden ağladığımı, neden bu kadar endişelendiğimi anlatamamaktı.
“Mutlu olman gerekmiyor mu?” bakışlarının arasında, kelimelerim boğazımda düğümleniyordu.
O saatlerde sadece ben vardım, bir de kucağımda oğlum.
Ve içimde tarif edemediğim, adını koyamadığım bir ağırlık…
O karanlığın bir adı olduğunu o zamanlar biliyordum, ama içinde bulunduğum durumun bu kadar derin bir depresyon olduğunun farkında değildim.
Oysa her şey ne kadar güzel başlamıştı.
Rahat bir hamilelik…
El üstünde tutulduğum muhteşem aylar…
Oğlum için yaptığım mutlu alışverişler, onu beklerken içimi kaplayan o tarifsiz heyecan…
Bu depresyon için ortada hiçbir sebep yok gibiydi.
Ama içim öyle demiyordu.
Belki de tüm bu hazırlıklar yapılırken, ben fark etmeden kendimi bu yalnızlığa, bu sessizliğe hazırlıyordum.
Ve günü geldiğinde, tüm ihtişamıyla ortaya çıkmıştı işte.
Merhaba çok sevgili lohusa depresyonum.
İyi ki geldin.
Ne de güzel yaptın.
Oğlumla beraber büyümeme sebep oldun.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o günlerin hayatımda ne kadar çok şeyi değiştirdiğini daha net görebiliyorum.
Tüm değerlerimi, tüm fikirlerimi baştan yaratmama alan açtı aslında.
Şimdi bu satırları yazabiliyorsam,
o günlerin bende filizlendirdiği bu muhteşem güce borçluyum.




Comments