Ben Nerede Kaldım?

Bebeğim yeni doğduğunda, her şeye alışmak için zamanım olacağını sanıyordum.
Ama gerçek öyle değildi. Her şeye bir anda alışmam gerekiyordu.
Sürekli emzirmeye, bebeğimin ağlamalarına, kolik sancılarına…
Yemek yiyecek vakit bulamamaya, hızlı duş alma seanslarına, uykusuz gecelere.
Bu sürece alışmaya çalışırken, kendimi yavaş yavaş kaybettiğimi fark etmiyordum bile.
Oysa bu dönem hayatımın ne kadar küçük bir parçasıydı; o an bunu görebilecek bir yerde değildim. Sadece yaşadığım o yoğun sıkışmışlık hissine kapılıp kalmıştım.
Bir nefes boşluğuna ihtiyacım vardı.
Susmayan bir zihnim vardı.
Her şeyi düşünmek zorunda olma hali…
Uykusuzluk, yeterince beslenememek ve sürekli tetikte olmak…
Beni yormaya başlayan tam olarak buydu.
Aslında etrafımda yardım eden çoktu.
Belki de bu yüzden kendimi daha da sıkışmış hissediyordum.
Etrafım kalabalıktı ama ben yine de sürekli ağlıyordum.
Duygularıma engel olamıyordum.
Yorgun değildim sadece; zihnim hiç susmuyordu.
Etrafımda sürekli aynı cümleler yankılanıyordu:
“Geçecek bu günler.”
“Tadını çıkar.”
“Artık anne oldun, kendine gel.”
“Nankörlük etme.”
Bu cümleler söylenirken, kapı arkası fısıldaşmalar ruhumu daha da daraltıyordu.
Sanki hissettiklerim bir hata, dile getirdiklerim bir ayıpmış gibi…
Bu sözlerin ağırlığı altında eziliyordum.
Oysa ben üzgün değildim.
Mutsuz da değildim.
Sadece yepyeni bir sürecin içindeydim.
Hayatı boyunca kucağına küçük bir çocuk almamış bir kadındım.
Daha önce hiç bilmediğim bir sorumluluğun, hiç tanımadığım duyguların içindeydim.
Endişeliydim, telaşlıydım.
Kendime vakit ayıramadığım bir anım hiç olmamıştı; şimdi yemek yemeye bile vakit bulamıyordum.
Ben bu duyguları anlamlandırmaya çalışırken, etrafımdaki sesleri duymazdan gelmek neredeyse imkânsızdı.
Güçlü olmam bekleniyordu.
Ağlamamam, şükretmem, susmam…
Etrafımda gördüğüm mutlu anneler…
Doğumdan sonra hızla ayağa kalkanlar, destek almadan hem çocuğuna bakıp hem ev işlerini yürüten kadınlar…
Gerçekten böyle bir dünya var mıydı?
Yoksa ben mi bu dünyanın dışında kalmıştım?
Lohusalık sürecini nasıl atlatmışlardı?
Kendilerine bakım yapacak gücü nereden bulmuşlardı?
Ben evimin içindeki seslerle boğuşurken, kendi zihnimi susturmaya çalışırken; dışarı çıkacak, kendime bakacak gücü kendimde bulamıyordum.
Tek başıma dışarı çıkacak cesaretim bile yoktu.
Sanki doğumdan önce her işimi tek başıma yapmıyormuşum gibi, bir de cesaretsizlik eklenmişti bu duygulara.
Ben tam olarak neredeydim?
Hislerim, geçmişim, cesaretim neredeydi?
Kendimi yeniden kendim gibi hissedebilecek miydim?
Çocuğumu büyütmenin tadına varabilecek miydim?
Gün içinde o kadar çok düşünce zihnimden geçiyordu ki, bedenimden çok zihnim yoruluyordu.
Ve zamanla fark ettim: yaşananların hiçbiri suç değildi, hata değildi, bir başarısızlık değildi.
Bu bir döngüydü.
Lohusalık kimini derinden etkilerken, kimini teğet geçebiliyordu.
Benim zihnim, elindekileri kaybetme korkusuyla o kadar çok savaşıyordu ki; bu sürecin beni derin bir depresyona sürüklediğini fark edemiyordu bile.
Oysa o an çok gerçekti, çok sahiciydi…
Ve sandığımdan çok daha kısa sürecekti.




Comments