Oğluma Bırakmak İstediğim En Büyük Miras

Kendi çocukluğunuzu düşündüğünüz oluyor mu hiç?
Nasıl bir bebektiniz? Anneniz ve babanız size nasıl yaklaşırdı? Abi ya da ablanız varsa sizinle nasıl ilgilenirlerdi? Ağladığınızda ya da güldüğünüzde verdikleri tepkileri hatırlıyor musunuz?
Aslında çoğumuz bebekliğimizi ve çocukluğumuzun ilk yıllarını hatırlamayız. O anılar zihnimizde kalmaz belki ama hissettirdikleri içimize yerleşir. Ruhumuzda iz bırakırlar.
Sevgiyle sarılan bir annenin kokusu, akşamları çocuğuyla oyun oynayan bir babanın verdiği güven… Belki bunları tek tek hatırlamayız ama hisleri bizimle büyür. Karakterimize, hayata bakışımıza ve kurduğumuz ilişkilere sessizce eşlik ederler.
Belki de bugün çocuklarımıza bu kadar özen göstermemizin sebebi budur. Kendi çocukluğumuzun izlerini çok iyi biliyoruz.
Ben kendi adıma huzurlu bir ailede büyüdüm. Evet, bazı yönlerden eksiklikler vardı ama evimizin temeli sevgi üzerine kurulmuştu. Şimdi kendi evladımı yetiştirirken, bana hissettirilen o sevgiyi ona da aktarabilmek istiyorum. Elbette kendi eksiklerimi fark ederek, onları tamamlamaya çalışarak...
Onun özgüvenli duruşu, huzurlu bakışları ve sevgi dolu kalbi için elimden geleni yapıyorum.
Zor olmuyor mu?
Elbette oluyor.
Bir çocuk büyütmek hem fiziksel hem de ruhsal olarak yorucu bir süreç. Ama zorluğa odaklanmak yerine birlikte yaşadığımız güzel anları görebildiğimizde, annelik bir görev olmaktan çıkıyor. O zaman gerçekten aynı hikâyenin içinde olduğumuzu hissediyoruz.
Bugün çocuk yetiştirmenin şartları ise bizim çocukluğumuzdan oldukça farklı.
Birçok çocuk teknolojinin, yoğun çalışma hayatının ve hızlı yaşamın içinde büyüyor. Fiziksel olarak kalabalıkların arasında olsalar bile, zaman zaman ruhsal bir yalnızlık yaşayabiliyorlar.
Oysa bizler sokakta oyun oynayarak, bisiklete binerek, komşu evlerinde oyuncaklarımızı paylaşarak büyüdük. Eve dönmek istemediğimiz yaz akşamlarımız vardı. Bugün ise çocuklara aynı ortamı sunabilmek her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Belki bu yüzden oğluma bırakmak istediğim en büyük miras oyuncaklar ya da güzel bir gelecek değil.
Aile sevgisi.
Onu seven bir annesi ve babası olduğunu bilmesi.
Mutlu olduğunda da, üzgün olduğunda da, hata yaptığında da güvenle dönebileceği bir yuvası olduğunu hissetmesi.
Bu elbette her davranışını onaylayacağımız anlamına gelmiyor. Doğruları ve yanlışları elimizden geldiğince anlatmaya çalışacağız. Ama bunu yaparken onun büyüdüğü dönemi de anlamaya çalışacağız. Çünkü her neslin kendine özgü dinamikleri var. Bizim görevimiz kendi doğrularımızı dayatmak değil; onun dünyasını anlamaya çalışarak birlikte bir denge kurabilmek.
Bugün oğluma sarılırken bazen kendi çocukluğumu da hatırlıyorum.
Bana iyi gelen ne varsa ona da vermeye çalışıyorum. Eksik kaldığını düşündüğüm ne varsa tamamlamaya gayret ediyorum.
Belki mükemmel bir anne olamayacağım.
Ama sevginin güven veren tarafını ona hissettirebilirsem, yıllar sonra kendi çocukluğunu düşündüğünde içini ısıtan duyguların arasında ben de olacağım.


Comments